4 Mart 2012 Pazar

Vladislav G.Ardzınba Anısına...Saygıyla

http://vimeo.com/36655411

4 Mart (2010), Abhazya Cumhuriyeti’mizin kurucu lideri, 1992-93 savaşının başkomutanı ve ilk devlet başkanımız Vladislav Ardzınba’yı kaybettiğimiz gündür...

O’nun kararlılığı, cesareti, ileri görüşlülüğü ve halkını kucaklayan liderliği sayesinde Abhazya bugünlere ulaştı. Abhazya halkı zaferini, onurunu , gururunu ve geleceğini O’nunla kazandı.

O sadece Abhazya halkının değil Kuzey Kafkasya’nın tüm kardeş halklarının, dünyada özgürlük
mücadelesi veren tüm halkların kahramanıydı. O’nu unutmayacağız ve sonsuza dek kalbimizde yaşatacağız. Anısı önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyoruz...

Abhazya halkı şanslıydı; tarihinin en kritik döneminde Ardzınba gibi bilgili-kararlı-güçlü-birleştirici bir lidere sahip oldu. Ardzınba sadece Abhazya’da değil, Kuzey Kafkasya’da yüzyıllardır ilk kez bütünleştiren, başarıya ulaştıran, kazandıran bir lider, başaran bir kahraman olarak tarihe geçmiştir.

Şöyle yakın tarihimizi karıştırıp lider bellediklerimizi, kahraman bildiklerimizi bir bir hatırlayalım, hemen tamamının başarısızlığın liderleri ve kahramanları olduğunu göreceğiz; ya kıyımımızla sonuçlanan ölçüsüz maceralara öncülük etmişlerdir ya da sürgünümüzle biten hesapsız başkaldırılara. İlk kez Ardzınba başarının lideri olmuştur, halkını zafere ve bağımsızlığa taşımıştır. İşte Ardzınba’yı özel kılan budur.

Ardzınba şanslıydı, Abhazya halkı kendisini sevdi, saydı, güvendi ve sonuna kadar destekledi. O’nu sımsıkı kucaklayıp bağrına bastı. Dahası, O’nu putlaştırmadan ve hamasete kurban etmeden sevmeyi ve onurlandırmayı bildi; kendinden biri saydı, bir adım önde tutup arkasından yürüdü. Doğrusunda peşinden gitti, yanlışında ‘dur’ diyebildi. O’nu bir insan olarak, kendisi olarak taçlandırdı. Abhazya halkı, hiçbir eksiğin Ardzınba’yı değersizleştirmeyeceğini bildiği kadar, hiçbir fazlanın O’nu ilahlaştırmayacağını da bildi. İşte Abhazya halkını özel kılan
budur.

Abhazya halkının Ardzınba ile ilişkisi, günümüz dünyasında toplum-lider ilişkisinin nasıl olması gerektiğini dair bir ders niteliğindedir.Bu ilişki en zor dönemde dahi demokratik özelliğini kaybetmemiştir, liderin en güçlü olduğu zamanda bile dengesini yitirmemiştir. Savaştan yeni çıkmış bir ülkede bunu başarmak ancak içselleşmiş bir demokrasi anlayışı ve güçlü bir özgürlük ruhu ile mümkündür. Abhazya halkı her iki şeye de sahip olduğunu cümle aleme göstermiştir.Abhazya halkı 1994’de Ardzınba’yı başkan seçerek O’nun liderliğini selamlamıştır.

1999’da ikinci kez başkan seçerken kahramanlığını onurlandırmıştır. 2004’deki seçimde ise kahraman lideriyle olan ilişkisinin ince sınırını ustalıkla belirlemiş, kendi doğrusunu (adayını)
liderinin doğrusunun (adayının) önüne koyarak bildiği yoldan yürümüş ve seçimini yapmıştır. Üstelik bunu koca Rusya’nın aksi yöndeki baskıcı telkinine rağmen yapabilmıştır.

Abhazya halkı liderini o kadar çok sevmiştir ki, egosunun kişiliğini yutmasına müsaade etmemiştir; gerektiğinde ‘lider Ardzınba’ya karşı ‘insan Ardzınba’yı korumasını bilmiştir. Abhazya halkı ve lideri insanlık adına, demokrasi adına kutlanmayı, alkışlanmayı fazlasıyla hak
ediyor... Elbirliği ile, güçbirliği ile Abhazya’yı zafere, özgürlüğe ve bağımsızlığa taşıyan tüm kardeş Kuzey Kafkas halkları birik adına, dayanışma adına kutlanmayı ve alkışlanmayı fazlasıyla hakediyor.

Teşekkürler Ardzınba.
Teşekkürler Abhazya halkı.

Teşekkürler Kuzey Kafkasya’nın yiğit
halkları...__________Sezai BABAKUŞ

''Halkına hizmet edenleri örgütlemeye gerek yoktur.Kalabalıklar kendiliğinden sessizce,derinden bir saygıyla toplanır,toplanır,toplanır,meydanlara sığmaz. Ardzınba'nın vefatı Dünya'nın neresinde olursa olsun Tüm Çerkesleri hüzne boğmuştur.Ve büyük Lider hizmetinin karşılığını halkının saygıyla naaşının önününde "tazim" etmesiyle görmüştür.Ruhun şadolsun...'' —

Çözdüm...Her Şey Çok Basit

Çözdüm
herşey çok basit
denize doğru
üç beş dakıka yeter derdimi anlatmaya
zaten çoğu sey değmez çok konuşmaya
denize doğru
denize doğru
düşlerimde bile kaçtım
denize doğru
aslında kaçmak değil sevgiye koşmak
sessizdiler ama çoktular
biraz deli biraz çozuktular
denize doğru
denize doğru
kolunu kaptıranlara care bulunmaz
yaşam bizden hızlı beklesen olmaz
kararımı çoktan verdim
denize doğru
denize doğru
gülmez çünkü hiç bilmez
dertleri ağır
bütün kapılar çalınır
ama bilgeler sağır
mışlar mişler ne demişler
burada bulamamışlar
denize doğru
denize doğru
giitim çunku eskıttım kentın sokaklarını
kimsenın umurunda değil
suratlar soguk
ardımda cok sey bırakmadım
kalanlarıda almadım
denize doğru
denize doğru
adını düşürenlere üzülsen değmez
sesini kaybedenlerın bir şarkısı olmaz
kararımı çoktan verdim
denize doğru
denize doğru
Bülent Ortaçgil

3 Mart 2012 Cumartesi

Bir Terrence Malick Filmi...The Tree of Life

64.Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülüne layık görülen The Tree of Life, yönetmen Terrence Malick'in 5. uzun metrajlı filmi.
Hatırlarsanız bu film Cannes'da seyirciyi ikiye bölmüştü.
Filmi çok sevenler ve yuhalayanlar.
Ben çok sevdim filmi...
Ruhunu içime yansıtışını, titreşimlerini, iyi kötü anılarımı nasıl bölük pörçük hatırlıyorsam Jack'in çocukluk anılarını da aynı gözle görmeyi...
Görüntü yönetmeni Emanuel Lubezki'nin muhteşem doğa ve evren görüntülerini, sevginin sarıp sarmalandığı ilahi ışığı, orijinalleri Alexandre Desplat'ın yaptığı cennet tınılarındaki müziğini,Malick'in oraya buraya salınan kamerasını ve basite indirgenmiş dışses diyaloglarını pek çok sevdim.
1960'lar da Amerika'nın bir küçük kasabasında geçen filmin ana teması, 3 erkek çocuğu olan O'Brien ailesinin 19 yaşındaki çocuklarının ölüm haberini almasıyla yaşanan acı ve tutulan yasın aileyi nasıl etkilediği.
Anne rolünü Jessica Chastain, Baba rolünü Brad Pitt oynuyor.Sean Penn'i ise yıllar sonrasında dahi ölen kardeşinin ardından hala yas tutan ve anılarında sorgulayan kardeş olarak görüyoruz.
Çocukların büyüme hikayeleri,ergenliğe geçişlerinde yaşadıkları başkaldırış ve sorgulamalar, babanın otorite kurma çabası uğruna sevgisini gösterememesi, annenin çocuklarına ve ailesine sonsuz sevgisinin, acıya katlanışının ve muhteşem bir görselliğin filmi The Tree of Life.
Film de Malick'in yine imgelerini kullanarak fazla kafa yorduğu evren ve varoluşla ilgili belgesel tadı da bulacaksınız.
Seyredin derim...
Biraz da yönetmenden bahsedelim;
1969 yılından beri sinemanın içinde yönetmen, senarist, yapımcı olarak yer alan Mallick yıllardır Hollywood'la bağlantısını koparmıştı bildiğiniz gibi.
Pek üretken olmasa da filmlerin de imgeleri ve görselliği çok iyi kullanan bir yönetmen.
Bir Malick klasiği olarak otlar arasında gezinen eller, penceredeki rüzgarla sallanan dantel perdeler, enseden etkileyici saç hareketleri, havada buluşan eller gibi imgeler The Tree of Life'da da çokca yer alıyor.
Malick, önümüzdeki yıllara dizilmişve oyuncu kadrosu yıldız isimlerle donatılmış dört yeni projeyle sırasıyla karşımıza çıkacak.
Bunlarla ilgili detaylar ise şöyle;
Voyage of Time:
Brad Pitt, Emma Thompson ve Daniel Newman gibi isimlerin seslendireceği bir kainat dökümanteri.
Untitled Terrence Malick Project;
Halen bir isim kazanmamış olsa da başrollerini Ben Affleck ile Rachel McAdams’ın paylaştığı bu romantik dram, bir süre önce çekildi ve neredeyse tamamlandı. Önümüzdeki yıl izlemeyi beklediğimiz film, Rachel Weisz, Michael Sheen, Javier Bardem, Jessica Chastain, Amanda Peet ve Barry Pepper gibi isimleri de bir araya getiriyor.
Lawless;
Malick’in son dönemin belki de en parlak yıldızına dönüşen Ryan Gosling’i başrole taşıyan ve çekimlerine önümüzdeki yıl başlamayı düşündüğü filmi, Christian Bale, Cate Blanchett ve Rooney Mara gibi isimlerden oluşan bir kadroyla karşımıza çıkacak.
Knight of Cups;
Malick’in “Lawless”ın hemen ardından çekimlerine başlayacağı ve neredeyse hiçbir detayı belli olmayan son yeni filmi ise yine Christian Bale ve Cate Blanchett’ı başrole taşıyor ve yanlarına Isabel Lucas’ı ekliyor…
Gülbin Tatlıağız